Antik zamanlar Milas’ta gün yüzüne çıkıyor
Herkesten önce davranın ve gelecek yıllarda herkesin ilgi odağı olmadan önce Milas’ı mutlaka ziyaret edin. Bodrum-Milas Havalimanı’na yalnızca birkaç kilometre uzaklıktaki ilçe, zengin tarihini yepyeni bir arkeoloji parkıyla taçlandırdı.

Yazı Chris Drum Berkaya

2010 yılında olağanüstü bir şekilde keşfedilen Kral Hekatomnos anıtmezarı ve kutsal alanı etrafında sürdürülen çalışmaların tamamlanarak ‘Uzunyuva Anıt Mezarı Arkeopark Alanı’ adıyla ziyaretçilere açılmasıyla Milas, medeniyetler yuvası unvanını perçinlemiş durumda. Antik dönem mezar mimarisinin özel bir örneği olan Kral Hekatomnos anıtmezarı ve kutsal alanı, tasarım ve sanatsal değeri sebebiyle 2012’de UNESCO Dünya Geçici Miras listesine alındı. 

Milas’ın kültürel mirasının temel parçası, bir leylek yuvasıyla işaretlenmiştir. Uzun Roma sütununun üzerine kurulmuş bu eski yuva, her ilkbaharda ilçeye dönen bir çift leyleğin evidir. Yıllardır halk arasında ‘uzunyuva’ olarak bilinen, 1. yüzyıla ait Korint stili bu Roma sütunu, ne yazık ki kaderine terk edilerek metruk bir hâl almış antik Roma duvarları ve 19. yüzyıl Osmanlı konaklarıyla çevriliydi. Burdaki sütun, uzun yıllardır bulunduğu podyumun bir parçası sanılıyor ve podyumun da bir tapınağın platformuna ait olduğu düşünülüyordu. Bu kalıntıların önemi arkeologların ilgisini çekse de ilçenin tam göbeğinde yer alan bu özel mülkiyetli arazide, kültür mirasını korumaya yönelik resmi bir kazı hiç yapılmamıştı. 

2010 yılında güvenlik kuvvetleri, Menandros mermer sütunun temelinde, iyi planlanmış ve finanse edilmiş gibi görünen yasadışı bir kazı yapıldığını tespit etti. Titizlikte korunması gereken paha biçilmez bir dünya mirasının, karaborsada pazarlanmak üzere el atından yağmalanmaya çalışılması arkeoloji dünyasını derinden sarsmıştı. Defineciler, mezar odasına girebilmek için iki metre kalınlığındaki mermer ve taş zeminde bir delik açarak, fresklerle bezeli muhteşem mezar odası ile antik döneme ait mermer lahdi ortaya çıkarmıştı. Neyse ki çıkardıkları sesler polisi alarma geçirdiğinden suçüstü yakalanabildiler. Bu hırsızlık teşebbüsü yetkilileri harekete geçirdi ve arazi kazı alanı ilan edilerek, buluntuların çevresinde bir arkeoloji parkı oluşturmak için uzun soluklu bir proje başlatıldı. 

Read also:  Leleg Yolu: doğayla iç içe

Arkeopark, aslen bir Pers satrabı olan ama sonradan kendini Karia bölgesinin kralı ilan ederek M.Ö. 392 – 377 yılları arasında hüküm süren Hekatomnos’un adını taşıyor. Kral, Mylasa’yı (günümüzde Milas), liman kenti Iasos ile bağlantısı bulunan önemli bir merkez hâline getirdi. Anıtmezarı ortaya çıkarılana dek Hekatomnos hakkında, Maussollos’un babası olması haricinde fazla bilgiye sahip değildik. Hekatomnos ölünce Maussollos, krallığının başkentini Mylasa’dan Halikarnassos’a -günümüz Bodrum’una- taşıyarak bölgede saray, kent surları ve elbette, kendi mezar anıtını da içeren büyük bir inşa çalışması başlattı. Maussollos’un ölümünden sonra kraliçesi (aynı zamanda kız kardeşi) Artemisia tarafından inşası sürdürülen anıtmezar, Helen dünyasının önde gelen taş ustalarının harikalar yarattığı, 50 metre yüksekliğinde görkemli bir sanat eserine dönüştü ve yüzyıllar boyunca ‘Dünyanın 7 harikasından biri’ olarak kabul edilen Halikarnassos Maussolleionu adıyla tanındı. Bodrum ziyaretçilerinin de çok iyi bildiği ve literatüre ‘mozole’ terimini kazandıran Mausoleum’dan günümüzde geriye az sayıda kalıntı kalmış olsa da, yapılan modelleme çalışmaları özgün yapının eşsizliğini gözler önüne serer.  

Hekatomnos anıtmezarının keşfi, prototipi sayılabileceği Halikarnas Mozolesi’nin mühendislik ve yapımı konusunda da arkeologlara çok önemli bilgiler sağladı. Kazı yöneticilerinden, arkeoloji profesörü Adnan Diler, anıtın Halikarnassos Mozolesi’ne çok benzediğini ve her iki mezarın da mimar Prieneli Pytheos tarafından tasarlandığını belirtiyor. Ancak podyumun tamamen ortaya çıkarılmasının ardından, Hekatomnos anıtmezarının yarıda bırakıldığı anlaşılmış. Prof. Diler, “Mozole antik bir gömü alanı üzerine inşa edilmiş. Alan öncesinde de sonrasında da yüzyıllar boyunca Anadolu inanç geleneklerini yansıtan kutsal bir toplanma bölgesi olarak kabul edilmiş,” diyor. 

Hepsinden daha önemlisi, 2.400 yılın ardından Kral Hekatomnos’un suretinin ilk kez gün yüzüne çıkması olmuş kuşkusuz. Mezar odasının derinliklerindeki nefis mermer lahdin incelikle oyularak şekillendirilmiş yüzeyinde beliren soylu ve güçlü ifadeli bir yüz bu. Lahdin başka bir panelinde, ailesini kralın yasını tutarken gösteren ve geride kalan aile üyelerinin portrelerinin bulunduğu sahnelerin detaylı kabartmaları görülüyor. Diğerlerinde ise avlanır ya da dinlenirken gördüğümüz kralın hareketlerini tüm doğallığıyla mermere yansıtan usta işi oymalar, arkeologlara göre dönemin Atina heykel okuluna ait tarzı yansıtıyor. Mezar odasının duvarları da yine Hekatomnos’un yaşamından kesitler sunan, zarif duvar resimleriyle süslenmiş. Duvar resimleri kaçak kazı yüzünden zarar gördüğü ve neme duyarlı olduğundan, gerçek mezar odası ile lahit ziyarete açık değil. Fakat aynı alanda bulunan ve detaylı bir restorasyon çalışmasıyla özgün hâllerine kavuşturulan 8 eski Milas evinden biri, Kral Hekatomnos ve aile hanedanını konu alan bir tanıtım ve karşılama merkezine dönüştürüldü. Ziyaretçiler burada inşa edilen, lahdin ve duvar resimlerinin de kopyalarının bulunduğu bire bir ölçekli replika sayesinde, mezar odasının ihtişamını bizzat yaşama şansı elde ediyor; Türkçe ve İngilizce olarak bilgi edinebiliyor. Mezar üzerindeki bilimsel incelemeler ve koruma çalışmaları halen sürerken; bulunan altın, bronz, fildişinden eşya ve takılar da sergi bölümündeki yerlerini almaya devam ediyor. 

Read also:  Bodrum’da spor: favori spor rutininize yazın da devam edin

Arkeopark, anıtmezar dışında, merkez podyumun etrafında keşfedilecek pek çok ilginç kısma sahip; kazılarak kısmen ortaya çıkarılmış giriş kapısı ile geç dönem Roma taban mozaikleri, Bizans dönemine ait mezarların yanı sıra restore edilen 19. yüzyıl Osmanlı konakları gibi. Bu konaklardan biri olan Eminağa Konağı, ‘Milas Evi’ olarak Osmanlı dönemi ev yaşantısından kesitler sunmak üzere yeniden tasarlanmış. Milas Halı Müzesi olarak düzenlenen bir başkası da bölgenin meşhur geleneksel el dokuması halı ve kilimlerinden örnekler barındırıyor. Arkeopark kompleksinde ayrıca sanat sergisi bahçesi, çocuk aktivasyon merkezi, müze mağazası ile bir de kafeterya bulunuyor.

Tabakhane Caddesi, Milas/Muğla. S: Salıdan pazara, 8:30-18:45 arası açık. Giriş ücretsiz.


Milas’ta bir kültür yürüyüşü

Kuzeyde Bafa gölünden güneyde Dalyan’a ve Aydın’ın ta iç kısmına dek uzanan antik Karia krallığının sembolü olan çift ağızlı balta kabartmalı taşlardan başlayın. Antik dönemde kentin kuzey girişi olan Baltalı Kapı, adını kilit taşı üzerideki kabartmadan alan, beyaz mermerden devasa ve kemerli bir yapıdır. Milas’a su taşımak amacıyla yapılmış su kemerleriyle iç içe olan M.S. 2. yüzyıl tarihli bu kapı, antik dönemden günümüze ulaşabilmiş en önemli kalıntılardan biri ve günümüzde hâlâ kullanılan bir sokağın ağzında bulunuyor.

Merkezdeki tepeye doğru yürüyerek, ufak Osmanlı köprüsünün karşısında bulunan,1737 yapımı Ağa Camisi ile Osmanlı mezarlığını geçin ve tepedeki uzun mermer sütuna ilerleyin. Bu sütun, anıtmezarla birlikte Milas Evi ve Milas Halı Müzesi’ne de ev sahipliği yapan Uzunyuva Arkeopark’ın kalbinde yer alıyor. Parkın diğer kısmında, geleneksel el sanatları koleksiyonlarının sergilendiği, 1868 tarihli Hacı Ali Ağa konağı bulunuyor. Konağın birinci katı, 30 Temmuz 1922 Milas doğumlu ünlü karikatürist Turhan Selçuk anısına kurulan ‘Karikatürlü Ev’ olarak hizmet veriyor. Yokuş başında ise Belen Camisi ile aynı meydanda bulunan ve kısa süre önce restore edilen Çöllüoğlu Hanı’nı göreceksiniz. 1719 yılında Abdullah Efendi’nin oğlu Hacı Abdülaziz Ağa tarafından yaptırılan bu Osmanlı tipi han, yakın döneme dek Milas’ın dini, ticari ve idari yaşamının önemli bir parçası olmuş. Yokuştan aşağı doğru indiğinizde varacağınız Osmanlı dönemi ticari bölgesinde hâlâ işinin başında olan zanaatkârları görmeniz mümkün. Ayrıca burada, öğle saatlerinde tıka basa dolan, Milas’ın o meşhur köftesini tadabileceğiniz esnaf lokantaları da bulunuyor. Muhtemelen Batı Anadolu’nun en eski camisi olan Menteşe Beyliği’ne ait 1330 yapımı Hacı İlyas Camisi de görülmesi gereken başka bir tarihi yapı. Ana caddeden yürümeye devam ederek, modern kafeleri geçip Ata Park’a doğru ilerlerseniz karşınıza Macar ustalar tarafından 1920-1932 arasında yapılan ‘Macar Evleri’ çıkacak. Buradan da eski ve yeninin iç içe geçtiği; tarihi binalar, mağazalar ve kafelerle dolu Milas’ın eski merkezine doğru yürüyebilirsiniz. 

Read also:  Bookshop: İki satır arası bir lokma